Müptela Bir Fakirlik

Vakit gece... Mevsim kış... Dışarıda kar, tipi ve rüzgârın tuttuğu alkış...

Yoksulluk kime yakışır, kadına mı, ihtiyara mı, çocuğa mı? Bugün sizlerle yoksulluğun vücut bulduğu bir adamı konuşacağız: Orhan Kemal'i. Adanalı Orhan Kemal'in eserlerinde Çukurova'yı anlatması hiç de tesadüf değildir. Adanalı varlıklı bir ailenin oğlu olan babasının siyasi olaylara karıştıktan sonra sefalete giden bir hayat hikâyesi bu. Orhan Kemal, babasının Lübnan'a kaçmasıyla başlayan yeni sefil hayatına fabrika işçiliği yaparak devam etti 14 yaşına kadar. İlk aşkı Eleni'yi de Lübnan'da tanıdı bir fabrika çıkışında. Nereden bilebilirdi ki Eleni'nin onu yüzüstü bırakacağını. Lübnan' da kalamadı daha fazla Adana'ya memleketine döndü. Âmâ sefalet yakasını hiç bırakmıyordu. Sabah karnı toksa akşam mutlaka aç yatıyordu. Yazmaya heves etti. 12 saat fabrikada çalışıp geceden sabaha kadar gaz lambası ışığında yazmaya... Daktilo mu hak getire, bulabilirse en fazla bir kara kalem. Nuriye'yi sevdiğinde de yoksuldu, yazıları siyasi bulunup hapse mahkûm olduğunda da. Hapiste Nazım Hikmet'le dost olduğunda da yoksuldu, çocukları olduğunda da... "Çok gençsin. Dedi. Ne verebildim ki ben sana yoksulluktan başka? Ayrıl benden, şimdi mahpus yolu bekleme, hem en güzel yıllarını bana harcamaya değer mi?" Nuriye bekleyecekti oysa çocuklarının babası Orhan Kemal'i. "Kal" dese bekleyecekti. Hatta kal demese de olur. Git demese yeterdi. Orhan Kemal kal demedi, Nuriye değişmedi. Şehirden şehire cezaevlerine sürülen Orhan Kemal’i, kal bile demeyen Orhan Kemal'i bekledi. Çünkü git diyen dudaklarıydı Kemal'in oysa önemli olan yüreğinin ne dediğiydi. Nazım'la geçen yılları onu yazarlığa itmişti. Çukurova'yı yazacak, yoksulluğu buram buram anlatacaktı. Bir gün hâkim neden hep yoksulları anlatıyorsun dediğinde "Bildiğim şeyi yazıyorum. “demişti. Mahpusluk yılları bitince kaldığı yerden devam etti: iş aradı. Hayatı boyunca en çok yaptığı şeyi yaptı bulamadığı o işi hep aradı. Yazarlıkta para yoktu. Olur, da bir hikâyesi basılsa o zaman ödenirdi aylarca biriken kiralar, o zaman dolardı dolap, o zaman yanardı evin sobası... Bazen hamallık, bazen amelelik yaptı. Bu gün okunan o ölümsüz eserleri küçük evlerde, daracık odalarda, kenar sokaklarda yazdı. Yoksulluk alnına yazılmıştı bir kere.

"Bu satırları sabahın beşinde buz gibi bir odada yazıyorum. Ne odun ne kömür ne de bunları alacak para var. Ne roman teklifi ne senaryo var. Bu hiç de layık olmadığım hayata ne zamana kadar tahammül edeceğim bilmiyorum."

Ölene kadar, son nefesine kadar sevgili Orhan Kemal...

Henüz elli altı yaşında, gecelerin birinde rahatsızlandı. Hastaneye kaldırılan Orhan Kemal'in beyin damarlarından biri tıkanmıştı. 2 Haziran 1970' te durdu o temiz kalbi. Bir ömür, elli altı yıllık serüven son bulmuştu. Hayatı boyunca çırpınan, iş arayan buz gibi odalarda yaşayan, borçla harçla geçen o sefil yaşam nihayet son bulmuştu. Edebiyat dünyasının mihenk taşı, Çukurova'nın çileli yazarı, Anadolu çocuğu Orhan Kemal geçti bu dünyadan.

Fakirlik kime yakışır?

Orhan Kemal'e bile yakışmayan bu illet söyleyin kime yakışır?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sevda Körşen Yeşil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Time Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Time hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Time editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Time değil haberi geçen ajanstır.